Kazandığını Sanarken Kaybetmek: My Name
Kazandığını Sanarken Kaybetmek
My name bir intikam hikâyesi olarak başlar. Yoon Ji-woo babasının intikamını almak için yer altı dünyasına girer, kimliğini değiştirir, polis olur ve kendi yolunu kanla çizer.
Ancak hikâye ilerledikçe fark ediyoruz ki bu bir kazanma hikâyesinden çok kazandığını sanarken her şeyini kaybetmenin hikâyesi. Almaya çalıştığımız intikamın bizi parça parça nasıl yok edişi…
İntikamın Verdiği Kayıp: Yoon Ji-woo
Başlarda intikam, karakter için bir amaç değil bir yön gibidir. Öfke artık bir duygu olmaktan çıkıp kimliğimize dönüşür. Kim suçlu, kim düşman, hedefimiz kim her şey nettir.
Ancak bu netlik hikâyenin en büyük yanılsamasıdır.
Çünkü bu yolda giderken kazandıklarımızdan çok kaybettiklerimiz vardır. En ağır kaybımız da benliğimizdir.
Gençliğinde Yoon Ji-woo iken intikam almak için kimliğimizi değiştirdiğinde kullandığı ad artık Oh Hye-jindir. Dizinin adı ‘My Name’ yani ‘Adım’ zaman içinde bir isim değil öfkeye dönüşen bir kimlik halini alır. Ve o kimlik sadece öfkeden ibaret kalır.
Öldürülen her düşman aslından listeden silinen bir isim değil kendimizden eksilttiğimiz bir parçadan ibarettir.
Yanılsamanın Bıraktığı Boşluk: Choi Mu-jin
Dizide mafya lideri olarak gördüğümüz Cho Mu-jin, kontrol fikrinin kendisidir. Onun için sadece kontrolün kimde olacağı önemlidir. Duygudan çok içinde hesaplar barındırır. Ji-woo ile olan ilişkisi bir bağdan, baba-kız ilişkisinden çok bir strateji gibi ilerler. Bize karşı koruyucuydu, kaybetmek istemedi, yeteneğimize değer verdi hatta bazen gurur bile duydu. Ancak saf bir baba-kız ilişkisinden çok onun kurduğu sahip olma, kontrol, alışkanlık karışımından ibaretti ilişkimiz.
Hatta rahatsız edici kısmı da onun da haklı olduğunu hissettirmesiydi. Bu da karakteri tek boyutlu olmaktan çıkardı.
Onun alacağı hesaplar Yoon Ji-woo’nun aksine öfkesini kusmaktan çok düzenli bir sistem gibi çalışır. Bu sistemde her şey düzenlidir. Ama hiçbir şey insani değildir. Onun hayata bakışı oldukça soğuktur. Birini yarım bırakmak onun gözünde o kişiyi özgür bırakmaktır. Peki sen özgür kaldın mı Choi Mu-jin? Bizi sistemli bir silaha dönüştürüp travmamızı şekillendirip onu kullanırken sen özgür kalabildin mi?
Her ne kadar hesabı bir strateji gibi görünse de bazı sahnelerde buna inanmamayı seçiyorum. Kıza verdiği özel dersler, onun etrafında görünmez bir kalkan oluşu, ettiği sohbetler, daha başından net oluşu, Yoon Ji-woo’nun babasıyla çektirmiş olduğu fotoğrafı hâlâ saklıyor oluşu, kızın ona yaptığı bitki çaylarını içmesi… Hatta son kısımda kendini olayların getirdiği sonuca bırakışı bile. Onun hikâyesi daha çok kırdığım yerden kırarken kırmaktan çok kırıldım hikâyesi gibi.
Doğru İle Yanlış Arasında Kalan Yer: Jeon Pil-do
Aslında o dizinin ‘insani’ tarafını temsil ediyordu. O ne tamamen sistemin içinde ne de tamamen dışındaydı. Ji-woo ile olan ilişkisi bu yüzden sadece romantik değil daha çok ‘insan kalma çabası’ gibiydi. Ancak bazen iyi kalmaya çalışmak bile yeterli olmuyor. Ji-woo’nun insani tarafını ona hatırlattığı ve insani taraf olduğu için de iyilerin sonu aynı yazılır maalesef.
Acılarımızdan yeni bir benlik yaratırken benliğimizi kaybettik. Kazandığımız şey eski hayatımız değil. Kaybettiğimiz benliğimiz. Geçmişimiz, kimliğimiz, adımız ve duygularımız… En çok da insanlığımız. Aldığımız intikamla hedefe ulaşmadık kendimizden uzaklaştık. Kendimize çizdiğimiz kanlı yolda akıttığımız kanlardan çok kendi kanımızı akıttık. Geriye bir boşluk olarak kaldık. Başında kaybettiğimiz şeyin bizde bıraktığı boşluk. Sonrasında ise inandığımız şeylerin bir yanılsamadan ibaret olduğunu anladığımızda geriye kalan boşluk. Artık bizin biz olmayışının verdiği o koca boşluk…
Ve o boşlukların söylediği şeyse:
İntikam bir zafer değil, kaybın şekil değiştirmesidir.
