🏆 Haftalık Top 5
toji zenin
🌟 126
Afacanokur1
🥈 89
Piyano
🥉 76
📅 Aylık Top 7
toji zenin
🌟 126
Afacanokur1
🥈 89
Piyano
🥉 76
Loldatu
#6 35
HarryPotter9
#7 35
👑 Tüm Zamanlar Top 10
GASTER
🌟 495
Toskalora
🥈 424
Minhwel
🥉 378
DeryaDeniz
#4 334
yumei
#5 275
İmanlıtarak
#6 264
Adacayı
#7 261
beyazinci
#8 251
Nagi
#9 248
WirldGirl
#10 246
Ana Sayfa blog Bu Dizi Sizi Fark Etmeden Kırıyor: Chicago Typewriter

Bu Dizi Sizi Fark Etmeden Kırıyor: Chicago Typewriter

Chicago Typewriter: Yazının ve Silahın Aynı Ritimde Çarpışması

Chicago Typewriter adını 1920’lerin Chicago’sunda çetelerin kullandığı Thompson makineli tüfeğine verilen bir lakaptır. Silah ateş ederken daktilo yazarmış gibi ritmik ve kesik bir ses çıkarır. Bu benzetme dizinin merkezindeki fikri daha baştan kurar. Yazı ve şiddet aynı ritimde akar ancak biri yaratırken diğeri yok eder.

Chicago Typewriter ilk başta basit bir yazar hikâyesi gibi görünür. Ancak ilerledikçe bunun çok daha katmanlı bir anlatı olduğunu görürüz.  Dizi kendi hikâyesini anlatırken fark ettirmeden bizi o hikâyenin içine yerleştirir. Ve sessizce bakış açımızı oynatmaya başlar. Kırılmalar tam da o doğru sandığımız anlarda olur ve bizi kırmaya başlar.

Ahlakın Bulanıklaştığı Dönem

Chicago Typewriter, 1930’lara geçtiği anda kırılmalar başlar. İşgal altındaki Kore’de dünya artık sınırları belli bir ahlaki olguyla ilerlemez. Bir karakter bir hikâyede fedakârlığın simgesiyken öte yandan başka bir hikâyede ihanetin temsili olur. Tüm karakterler gri bir alana sıkışmıştır. Çünkü burada insanlar özgür seçimlerle değil, hayatta kalma iç güdüsünün verdiği sıkışmışlıkla hareket eder.

Bu noktada dizi bize dönemin koşullarını gösterirken fark etmeden biz de hikâyenin bir parçası haline geliriz. Bir süre sonra yalnızca hikâyeyi değil bizde bıraktığı yargı çatlağını izlemeye başlarız.

 

Geçmişin Tıkanıklığı: Han Se-joo

Han Se-joo ünlü bir yazardır ve bir tıkanıklık döneminden geçer. Ancak bu tıkanıklık basit bir tıkanıklık değildir sanki geçmişin onun ellerini tutması gibidir. Daktilonun başına her oturuşunda sanki ellerini tutan o şeyle yüzleşir. Onun yazamayışı ilham eksikliği değil geçmişin bastırdığı bir ses gibidir. Bu yüzden her tuş onu bir hatıraya biraz daha yaklaştırır. Her tuşa basışında kelimeler değil görüntüler belirir.

Tanıdık Bir Yabancı: Jeon Seol

Hayatına giren Jeon Seol ise sadece bir hayran değildir. Onun varlığı geçmişe ait bir tanıdıklık taşır. Bakışlarında geçmişe ait bir şeyler hissettirir.

Yarım Kalan Bir Bilinç: Yoo Jin-oh

Hikâyenin kırılma noktası ancak açıklanamayan parçası olan Yoo Jin-oh. Varlığı sanki eksik kalan bir şeyi tamamlamak üzerine ortaya çıkmış gibidir. Han Se-joo’yu yazmaya zorlaması aslında onu geçmişe doğru itmesidir. O tamamlanamamış bir hikâyenin bilincidir. Ve varlığı bir soruyu canlı tutar: Bir insan öldüğünde mi biter yoksa hatırlanmadığında mı?

Diziyi bitirdiğinde ise içinde bir kırılmışlık hissi kalır. Bu dizi bir hikâye izletmek için değil bakış açısını bozmak için yazılmıştır.

Dizinin senaristi ‘Kill Me, Heal Me’ dizisinin senaristi olduğundan yine o dizide de olduğu gibi son ana dek çözemediğimiz bir senaryoyu izliyoruz. Bitirdiğimizde de bir sessizlikle baş başa kalıyoruz. İzledik ve bitti gibi değil de daha çok izledik ve içimde bir şeyler kırıldı şeklinde. Başta basit gelen her şey, fantastik bir kurgunun ürünüymüş gibi ortaya çıkanlar aslında iyi yazılmış bir hikâyenin ögesiymiş. Daktilonun unutulan şeyleri ortaya çıkarışı aslında içinde saklı kalan bir ruh, bir beden, hatıralarmış. Direniş döneminde yarım kalan bir aşkın bu dönemde tamamlanmaya çalışılmasıymış.

 

Aşk Bir Pazarlık Değil Yöneliştir

Ve sonucunda Chicago Typewriter’ın en güçlü kırılmalarından biri aşk anlayışında ortaya çıkar.

“Sonraki hayatta ben vazgeçeceğim. Lakin izin ver ki bu hayatımızda o kızı koruyabileyim.” lafını duyduğumuzda aşkın bir pazarlık bir anlaşma değil yöneliş olduğunu fark ederek direnişte gösterdiğimiz cesareti aşkta da gösterebilseydik eğer belki de yarım kalmışlık tamamlandığında dahi bu kadar kırgınlık hissi yaşanmazdı. Sözlerden ziyade davranışlarımızı ortaya koyabilseydik yarım kalan bir dönem, yarım kalan ruhlardan ziyade anını yaşamış bir dönem görecektik belki de.

 

Hikâyeyi Kim Anlatırsa Gerçek O Olur

Chicago Typewriter’ı bitirdiğimizde geriye:

Kahraman ya da hain diye mutlak bir gerçeğin olmadığını ikisinin de sadece hikâyeyi nereden dinlediğimize bağlı olarak değişen bir etiketten ibaret oluşu kalıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*