Geçmişe Dönsek Yine Birbirimizi Seçer Miydik: Couple on the Backtrack
Bittiği Yerden Başlamak
Couple on the Backtrack, birbirini severek evlenmiş ancak zamanla yıpranmış bir çiftin hikâyesidir. Tartışmalar, pişmanlıklar, kırgınlıklar derken ilişkileri boşanma noktasına gelir. Tam bitti denilen anda hikâye geri sarar. Ancak bu bir keşke hikâyesi değildir, geçmişe dönsem ‘Aynı insanı tekrar seçer miydim?’ sorusunun hikâyesidir.
Başa Sarılan Hikâye
Geçmişe döndüklerinde her şeyi hatırlarlar ancak artık aynı insanlar değillerdir. Gençliklerine geri dönmüş olsalarda bugünkü zihinleriyle bakarlar her şeye. Bu da onları farklı seçimler yapmaya iter. Peki farklı bir hayat mümkün müdür yoksa insan aynı seçimlere mi sürüklenir?
Ne Oldu Bize?
Couple on the Backtrack, en çok bu kısımda vurur izleyiciyi. “Ne oldu bize? Ne oldu aşkımıza?” Dizide büyük olayların değil küçük kırılmaların insanı biriktirdiğini görüyoruz. Söylenmeyen sözlerin, anlaşılmayan duyguların, ertelenen özürlerin… Sevginin olduğunu ancak yetmediğini görüyoruz. Çabaladığımızı ama görülmediğini, tek başımıza yetemediğimizi, anlaşılmadığımızı görüyoruz. İnsan görülmediğinde nasıl tükeniri izliyoruz.
Daha Kendini Tanıyamadan Birisini Sevmeye Çalışmak
Karakterler gençlik zamanlarında daha kendilerini bile tam tanıyamazken birbirlerini tanımaya çalışıp sevmeye başlarlar. Yetişkinliklerinde zorlanıp kendilerini sorgulamaya başladıkları anlarda ise yarım kalan hikâyelerini sorgularlar. Akıllardan hep farklı bir seçim yapsam değişen bir şey olur muydu düşüncesi geçer.
Ancak bazı hikâyeler sonrasında tamamlanmadıysa eğer biz yarım kaldığını sanarız ancak yarım bitmiştir o hikâye. Çünkü o hikâyeler yarım değildir başından beri eksiktir.
Basit Görünen Zorluklar
Couple on the Backtrack’i izlerken “Şimdi konuşsanız tüm yanlış anlaşılmalar çözülecek!” denilse de aslında bitişin de bu yüzden olduğunu anlıyoruz. Gerçek hayatta da her şey tam olarak böyle bitmiyor mu zaten? Son sözler söylenmiyor, duygular erteleniyor, açıklamalar yapılmıyor ve gurur sevginin önüne geçiyor. Geriye ise koca bir ağırlık kalıyor.
Her Şeyin Başladığı Yer
En çok gençken mi yanlış kararlar veririz? Yoksa o kararlar mıdır bizi biz yapan? İki insanın birbirini tanıdığı ve hayatın henüz bu kadar ağır olmadığı o gençlik zamanlarına döneriz. Ancak bir o kadar da ağırdır o zamanlar çünkü kaybedeceğimizi bilmeden sever yarınımızı düşünmeden hareket ederiz. Bir hareketin bile neleri değiştirebileceğini bilmeden doğru zamanda doğru kişiyle yaşanan aşkın kıymetini, bir daha sahip olunamayacak arkadaşlıkları kaybetmenin hüznünü bilmeden ilerleriz. Yarım kalmışlıklara o kadar takılırız ki tam olan her şeyi yitiririz.
Yüke Dönüşen Evlilik
Dizi sadece aşkı değil evliliğin ağırlığını da gösteriyor bizlere. Aslında yük etiketiyle damgalanmış evlilik kavramını. İki insanın her şeyi ne kadar zorlaştırdığını… Kendini yitirmeye başladığında insanın evliliğin içinde kayboluşunu… Başta karşıdakini canla başla taşırken artık kendimizi bile taşıyamayışımızı… Ve küçük gibi başlayan her şeyin zamanla büyüyüşüne tanıklık ederiz. Anlaşılmayan duygular, ertelenen konuşmalar, ifade edilmeyen beklentiler, yutulan kelimelerle dizi yan yana ama bir başına hissine sabitliyor odağını. İki insanın her şeyi ne kadar zorlaştırdığına ve karmaşıklaştırdığına. Birbirini çok seven iki insanın birbirlerine nasıl tahammül edemedikleri noktaya gelişine…
Geçmişe dönerseniz eğer yine o çok sevdiğiniz kişiyi seçin. Çünkü bazı insanlar bir kere değil her seferinde seçilmeyi hak ederler. Ama bu sefer kaybetmenin ne demek olduğunu daha erken anlayın. Ve geç kalmayın. Kendinizi sevmeye, sevdiğinizi söylemeye, bazı hikâyeleri yarım bırakmaya, sahip olduklarına sıkı sıkı tutunmaya ve pişman olmamaya.