Roxana NOVEL - Bölüm 26
Çevirmen: Aybüke
“Leydi Roxana!”
Roxana, malikânenin girişine yaklaşırken birinin arkasından adını haykırdığını duydu. Kimin seslendiğini görmek için arkasına döndüğünde, ona doğru koşan, yüzü tanıdık gelen genç bir adam gördü. Zindanı ziyaret ettiğinde karşılaştığı yardımsever muhafızdı bu. Bir süredir birinin onu takip ettiğini hissetmişti; ondan ne isteyebileceğini merak etti.
Ah, Tanrım… Adı neydi??
Muhafız nihayet yanına ulaştığında Roxana hiç tereddüt etmeden konuştu.
“Uzun zaman oldu, Yoan.”
İsim tam zamanında aklına gelmişti. Gerçi tamamen unutmuş olsaydı bile pek bir şey fark etmeyecekti.
“B-ben… Adımı hatırlamanız benim için bir onurdur, leydim.”
Yoan, sanki özel bir övgü almış gibi coşkuyla konuştu.
“Şey… Sizi böyle durdurduğum için özür dilerim, Leydi Roxana. Gerçekten rahatsız etmek istemezdim ama…”
Roxana, onu dinlediğini belli etmek için başını hafifçe yana eğdi. Bu bile adamın kıpkırmızı kesilmesine ve nefesini düzenlemek için kendini zorlamasına yetmişti.
“Şey… Sadece artık çok daha iyi olduğumu söylemek istemiştim. Hatta yürüyebilecek kadar.”
Yoan, Charlotte’un ona attığı güzel dayaktan beri iyileşme sürecindeydi. O günden sonra Roxana’yı ilk kez görüyordu bu yüzden bu kadar heyecanlı olması anlaşılırdı. Yine de tuhaftı.
Neden sağlık durumunu bana rapor ediyor? Ne kadar anlamsız.
“Durumumu sorduğunuzu duydum. Benim gibi biriyle ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim.”
İşte buydu. Roxana nihayet neden bu kadar telaşlı olduğunu anladı. Yerine geçen muhafıza, Yoan’ın nasıl olduğunu yalnızca bir kez, ayaküstü sormuştu ama genç muhafız bunu fazlasıyla yanlış anlamıştı. Belli ki bu yüzden buraya kadar koşup kişisel olarak teşekkür etmeye gelmişti.
“Evet, Charlotte yüzünden yaralandığını duymuştum. İyileşmene sevindim.”
Sözleri ruhsuz ve alışılmıştı ama Roxana’nın bütünüyle taşıdığı cazibe, istemeden de olsa yabancıların kalbini yerle bir etmeye yetiyordu. Sadece onunla konuşmak bile zavallı adamın dizlerinin bağını çözüyordu.
“Pek bir şey değil ama, Leydi Roxana… Size minik bir hediyem var.”
Sırtının arkasından mütevazı bir çiçek demeti çıkarıp Roxana’ya uzattı.
Roxana şaşkınlıkla ona baktı.
“Bunlar… benim için mi?”
“Evet, leydim. Elbette güzelliğinizle kıyaslanamazlar ama yine de kabul ederseniz onur duyarım…”
Yoan gözlerini kaçırdı. Utangaçlığı cümlesini bitirmesine engel olmuştu. Roxana çiçeklere baktıktan sonra kıkırdamasını bastıramadı. Gülüşünün sebebini yanlış anlayan Yoan, alnından boynuna kadar kızardı.
Genç adamın elindeki mor çiçeklerin, Agrece ailesi tarafından geliştirilen zehirli bir bitki olduğunu bilmediğinden emindi. Henüz geliştirme aşamasında oldukları için adları bile yoktu. Felç edici özellikleri vardı ama yalnızca el ve ayakları uyuşturacak kadar zayıf olduklarından başarısız sayılmışlardı.
Roxana kısa süre önce yeni bir tür üzerinde çalışıldığını duymuştu yani elindekiler onun gözünde sadece hafif zehirli, başarısız bitkilerdi. Çoğu insanın hediye etmeyi düşünmeyeceği şeyler. Ama geçmişlerini bilmeyen Yoan, muhtemelen sadece güzel oldukları için toplamıştı. Roxana bunu anlayışla karşıladı sonuçta zehirli şeyler çoğu zaman oldukça güzeldir.
Demeti zarafetle kabul etti.
“Teşekkür ederim.”
Onun için hiçbir anlamları yoktu ama yine de kabalık etmek istemedi. Artık zindanlara inmediği için yardımına da ihtiyacı yoktu. Yine de ister insan ister eşya olsun, ne zaman işe yarayacakları belli olmazdı. Roxana, teşekkür etmek için Yoan’a güzel bir gülümseme sundu ki bu da adamı neredeyse kendinden geçecek kadar mutlu etti.
“Bu arada, Leydi Roxana, o oyuncak hakkında…”
Bu basit aklı daha ne meşgul ediyor acaba? diye düşündü.
“Yaralarının kısmen benim yüzümden olduğunu düşündüğüm için özür dilemek istedim. Oyuncağınız olacağını bilseydim, kesinlikle dövmezdim…”
Yoan’ın sesi kesildiğinde Roxana nihayet meseleyi anladı. Cassis’i kırbaçladığı için kendisine kin tutacağından korkmuştu. Genç muhafız dehşet içinde özür dilemeye devam etti ama Roxana onu suçlamıyordu. Zaten Cassis’in kırbaçlanması onu pek de rahatsız etmemişti.
“Sadece emirleri uyguluyordun. Yargılayacak konumda değilim. Unut gitsin.”
Roxana sohbetin bittiğini belli etmek için arkasını dönerken ekledi:
“Bu arada çiçekler için teşekkürler, Yoan. Görüşürüz.”
Roxana çoktan uzaklaşmış olmasına rağmen Yoan, onun ışıl ışıl gülümsemesinin büyüsüne kapılmış hâlde olduğu yerde kalakaldı.
“O çiçekleri nereden buldun?”
Cassis, Roxana elleri mor çiçeklerle dolu hâlde odasına girdiği anda sorgulamaya başladı.
“Yolda gelirken biri hediye etti,” diye cevap verdi, ona doğru yürürken.
Cassis mümkün olduğunu düşünmese de Roxana’nın çiçeklerle birlikte daha da güzel göründüğünü kabul etmek zorunda kaldı. Mor ve beyaz damarlı taç yapraklar ona sıradan görünüyordu ama kısa sürede bu bitkiyi tanıyamadığını fark etti. Çelişkili bir izlenim bırakıyorlardı. Gerçi bitkiler konusunda uzman sayılmazdı.
Emin olduğu tek şey, çiçeklerin Roxana’ya gerçekten çok yakıştığıydı. Onun olağanüstü güzelliği bile Cassis’i etkilemişti ama elinde çiçeklerle onu görmek, onu gerçekten sarsmıştı. Başka herhangi bir adam ona hayran hayran bakakalırdı. Cassis ise bakışlarını zor bela kaçırdı.
Görme yetisi her geçen gün iyileştikçe onunla göz göze gelmekten daha bir kaçınır olmuştu. Bunun nedeni, Roxana yanına geldiğinde içine çöken açıklanamaz bir huzursuzluktu. Bu duygu doğrudan ona yönelik değildi belki ama yaklaşan bir tehlikeye karşı içgüdüsel bir savunma gibiydi.
“Pek kokuları yok.”
Roxana başını hafifçe çiçeklere eğmişti. İpeksi sarı saçları mor buketin üzerine altın iplikler gibi dökülüyor altın rengi kirpikleri gölgeler oluşturuyordu. Yüzü solgun ve ifadesizdi ama taşıdığı doğal güzellik herhangi bir ölümlüyü yere serecek cinstendi.
Gözlerini çiçeklerden kaldırıp Cassis’e baktı ama o, anlamsız bir şey söyleyerek bakışlarını görmezden geldi.
“Normalden daha iyi bir ruh hâlindesin. Sanırım çiçekleri seviyorsun.”
“Pek sayılmaz…”
Sesi, çiçeklere yeniden bakarken gizemliydi.
“Gerçekten güzeller ama…”
Durup çiçekleri inceledi.
“Onları pek sevdiğimi söyleyemem. Çok çabuk ölüyorlar.”
Aslında çiçeklerin zehirliliklerini ne kadar süre koruyacaklarını hesaplıyordu. Zehirli bitkiler de şifalı otlar gibi hassastı. Etkileri tazeliklerine bağlıydı. Elindekiler kesildikten hemen sonra en güçlü hâllerindeydi ve her geçen dakika etkilerini yitiriyorlardı. Zaten başarısız sayıldıkları için baştan zayıf zehirlere sahiptiler. Üstelik olağanüstü hızlı solmalarıyla ünlüydüler.
Elbette tüm zehirli bitkiler böyle değildi. Bazıları güneşte kurudukça daha da güçlenirdi. Bazılarıysa hafifçe çürümeye başladıktan sonra en etkili hâline ulaşırdı.
Daha etkili olsalardı ne güzel olurdu.
Ama ne yazık ki Agrece’lerin nadir başarısızlıklarından biriydiler ve yalnızca süs olarak işe yararlardı.
Roxana dalgınlığından sıyrıldığında Cassis’in ona baktığını fark etti. O an aklına bir fikir geldi.
“İster misin?”
“Neden başkasının sana verdiği bir hediyeyi isteyeyim?”
“Bu odada bir şey olmadığından belki bunlar biraz neşelendirir diye düşündüm.”
Bir de zaten bana hiçbir faydaları yok.
Gerekirse zorla kabul ettirip ettirmeyeceğini düşünerek Cassis’e biraz daha yaklaştı.
“Dur. Bunlar—”
Cassis cümlesini aniden kesti; gözleri mor-beyaz taç yapraklara kilitlenmişti.
“Bunları sana kim verdi?”
Sesi sertti.
“Babamın adamlarından biri.”
Ne oldu şimdi? diye düşündü Roxana. Sorun ne?
“Sık sık böyle hediyeler alır mısın?”
“Sanırım evet.”
Agrece malikânesinde ona gönlünü kaptıranların sayısı az değildi. Çiçeklerin yanı sıra türlü ıvır zıvır da Roxana’ya sık sık verilirdi. Yine de bir şeyler ters gidiyordu. Cassis, demeti daha dikkatli inceledikten sonra yüzünü sertleştirmişti.
Tzlhyr
🎮 Lv. 1
25 XP
Hahaha endişeleniypr musun kızz